Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ANASINA HASRET MUHSİN BAŞKAN
Esra KİRİK
hasbihal97@hotmail.com
ANASINA HASRET MUHSİN BAŞKAN
6 Nisan 2009 Pazartesi

‘Bugün cenazelerimizi gömdük’ diyor telefondaki ses. ‘Bugün gönderdik onları da teslim ettik Allah’a. Allah kalanlarına yardım eylesin kızım, zor zor çok zor. Yaşayan bilir.’ Ses dokunaklı bir hal alıyor, biraz kırık dökük, daha çok elem dolu. Sonra yazıklı ifadelerle sürüyor konuşmanın geri kalan kısmı. Annemin sesi dokunuyor bana. Acıyı paylaşıyor, ona katıldığımı belirtiyorum ben de yazıklanarak. Gözlerim doluyor, başka türlüsü elde mi!

Haberi ilk duyduğum gün normal bir kaza olarak nitelendiriyorum, tabi tamamını duymadığım gün de diyebiliriz buna. Haberlerde bir helikopter kazasının yaşandığı söyleniyor, pek aldırmıyorum. Sadece ‘ Yine mi! Uçaga da helikoptere de güven kalmadı.’ diyorum, kendi hayatımın güvenliği için birtakım önlemlerin alınmasının gerekliliğini tecrübelere dayandırıyorum bir bakıma. Televizyonun yanından hemen ayrılıyorum, uzun sure seyretmeye tahammülüm yoktur; bazen haber bile olsa. Fakat kulağıma bir Kahramanmaraş adı çaılınıyor. Herhalde bize yakın bir yer diyorum içimden, biz yani Kahramanmaraş’a. Aradan saatler geçiyor, televizyonu açıyorum yeniden. Aynı kaza. Ne olmuş diye merak ediyor, bu kez iyiden iyiye seyretmeye başlıyorum, seyir ki ne seyir. Meğer dünya yıkılmış da benim haberim yokmuş, meğer insanlık ‘insan’kavramının çok iyi yakıştığı bir insanını kaybediyormuş da ben görmemişim. Insanüstü bir kafa, cesaret timsali bir adam, baş olarak dünyaya gelmiş, ömrünü hep baş olarak geçirmiş ve son yolculuğuna da en başta, yaşarken hep başlarında olduğu arkadaşlarının başında gitmiş biri. O potansiyel bir başkan. Hani hep ‘ o bir……’ diye başlayan ve devamında tükenmek bilmeyen özelllikleri sıralanan, toplum içinde önemli bir nufuza ve belirli bir konuma sahip olan, farklı işler, özellikle anormal işler yapan, normal insanlara göre deli addedilen ama asıl hayatın delilik üzerine kurgulandığını bilmeyen insanların başına belki de bunu öğretmek için gelen, hayata sadece bunun için gelmiş olsa bile kendisine yetecek olan bir başkan… O bir Muhsin Başkan!

Ideali uğruna yaşamanın ne demek olduğunu gösteren, insanı adam etmeyi, adamı terbiye etmeyi iyi bilen, paranın çekiciliğine, makam mansıp sevdasına kapılmadan kendi yolunda dimdik yürüyen, ‘ Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim.’ diyen ve demekle kalmayarak bunları yaşam felsefesi haline getirip çevresinde toplanan gençlere bunları anlatan, anlattıran biriydi o. Hayatını insanlara hizmet etmek için dolu dolu yaşayan, yenen, yenilen, üzülen, sevinen, dert eden, dert edilen, okuyan, yazan, yürüyen, koşan, bağıran, ümit eden, ümit veren…en…en…endi o. Yedi buçuk yıl tutuklu yargılanmış, hakkında hiçbir suç bulunamayınca bırakılmış ama hayatının yedi buçuk yılını da mahpus damında bırakmış, buna rağmen ‘Milletim, milletim!’ demekten çekinmemiş bir yiğitti o. Cesurdu, gözü karaydı, velhasıl o insana ve insanlığa ait bütün erdemlerin bir araya getirilmiş iyi bir örneğiydi. O iyi bir vatan evladıydı, ama en çok da annesinin evladıydı. ‘Acısı derin senden uzaklığın’ dediği anasının evladıydı o.

Nedense annemin sesini duyduktan sonra aklıma gelmişti annesi. Anneme ‘ Anne’ dedim konuşurken dolu dolu. ‘ Buyur kızım’ dedi, buyuramadım. Anaya buyurulmazdı ya. Sonra ‘hiç’ dedim. Halbuki ‘Anne, annesi şimdi nasıldır şimdi!’ diye hayıflanacaktım anneme, hem de annem gibi bir anneye. Sustum sonra, hiç bir şey söylemedim. Kapattım telefonu. Düşünmeye başladım. Annesini ve kendisini düşündüm Muhsin Başkan’ın.

Buz gibi bir hücrede ve hapishanelerin o soğuk görüntüsü içinde hayal ettim başkanı. Işkenceler, çığlıklar arasında ve karanlık, nemli odaların küf kokusunu duyarak, acının, eziyetin son raddesine kadar çekildiği o mahzenleri görerek hayal ettim başkanı. Titredim sonra ve bu eziyetleri anlatmadığı, anlatamadığı annesini gördüm o mahzenlerin birinde. Aynı acıları çekerken, oğlunu haykırırken duvarlara, haykırışının yankısı yüzüne çarpan o anayı gördüm. O anayı ‘ Oğlum yola çıkmadan evvel aramıştı beni, her nereye gitse evvel beni arardı. Bu gidişinde de halimi hatrımı sordu. Ben iyiyim, sen nasılsın?’ dedim. ‘ Ben de iyiyim, duanı eksik etme yeter ana.’ dedi. Ben de ‘ Tabii, her zaman dua ediyorum, duam yerini bulur inşallah’ dedim. B,r günü geçti, hala uyumuyorum, yemiyorum, içmiyorum. Oğlumun geleceği günü bekliyorum. Yine gelecek, göreceğim oğlumu.’derken son bir umutla, o ananın gözlerinde işte o umudun her zamankinden daha görkemli olduğunu gördüm. Sanki her ananın yavrusunun başına neler geldiğini hissettiği bir anlayışla aslında ne olduğunu anlamış, ama anlamamış gibi yaparkenki haliyle gördüm. Kolay değildi ya, nasıl kabullenilirdi dün sesini duyduğu evladının ölümü. Zordu analık, analar bilirdi bunu, sadece analar.

Anasını seven Muhsin Başkan ona şiirler yazmıştı mahpushaneden, hüzün dolu şiirler. Üzerine ‘ A blok görüldü.’ mührü vurulan mektup kağıtlarında annesine ulaşan şiirler. Mahremine dokunulacağını bildiği halde ana sevgisini, anasına olan hasretini yazmaya çekinmeyeceği şiirler. Ne zaman çekinmişti ki yazdıklarından ve söylediklerinden. Şöyle diyordu Muhsin Başkan:

Ben seni bugün hatırlamadım anne
Sana karşı sevgim aynıydı yine
Benim sevgim sığmaz ki öyle bir güne
Bir ömür de olsa doyamam sevgine.

Yüreğine dolup taşan sevgisini anlatıyordu ki taştığı için kağıda düşüyordu mısralar.

Özledim ışıl ışıl sevgi dolu gözlerini
Ne güzeldi göğsüne yaslanıp öyle ağlamak
Ellerimle yırtardım o gül yüzlerini
Zevk verirdi nasırlı ellerinde hırpalanmak.

Özlemin bir gün nasırlı ellerde geçeceğini bilip uyanmak vardı beyaz güvercinlerin uçuştuğu sabahlara.

Çiçek aradım dün beklersin diye
Bulamadım taş ve demirden başka
Sevgimin ifadesi bir tek hediye
Yollayamadım ki inan dua'dan başka

Taze bir çiçeği sunamamak o anaya, hasrete mecbur kalmanın acısı, yolculuklara çıkarken istenen dualar gibi bir duayla hafifletilmeye çalışılıyordu. Dua, hep dua…

Cennetle müjdelenmiş analar
Sen de gezin cennet bahçelerinde
Ayakların altından aksın ırmaklar
Makamın melekler gibi yükseklerde

Şefaatına mazhar ol Muhammed Mustafa (s.a.v)'nın
Rahmetiyle kuşatsın seni Allah'ım
Yoldaşı ol hurilerle anamız Fatma'nın
Babamla firdevs bahçelerinde gezin cananım.

Böyle dua ediyordu anacağızına Muhsin Başkan. Allah’tan anası için ahid gibi bir müjde olduğuna inanarak, bu teminata güvenip onun da bir gün cennet bahçelerinde babasıyla gezeceğine emin olmasına rağmen dua ediyordu anasına. Biliyordu, o da alıyordu anasının duasını, biliyordu.

Saadetle ol dünya ve ahirette
Sana sağlık ve sıhhatler diliyorum
Selam ve sevgiler yollayıp nihayette
Ta yürekten ANA, ANA diyorum.

Dolu, dopdolu bir ana diyerek, belki o kadar yoğun değil ama benim anneme dediğim türden bir deyişle ‘ANA, ANA!’ diyordu. Yüreğine serin sular serpilesice anasına öyle bir ana diyordu ki herkesi kıskandıracak gibi, kendisini ve benliğini ona adamışçasına, herşeyiyle ona yandığını, yakıldığını tek bir kelimede belli ederek ‘Ana!’ diyordu, ana, ana… Annemi düşündürerek bana…

Bilmukabele Muhsin başkanım, anasına aşık olanım, bilmukabele. ‘Saadetle ol ahirette. Selam ve sevgiler yolluyorum sonsuzluk yurduna. Artık sonsuza dek özgürsün sen de. Allah ömründe göremediğini orada göstersin sana ve senin gibi dostlarına. Allah’ın sıcak kucağında ısınasın, üşümeyesin bundan sonra. Emanetini zaten verdin de sahibine, sen yine O’na emanetsin cennet arşında bile.’

‘ İNNÂ LİLLÂH VE İNNÂ İLEYHİ RÂCİÛN’
‘ Şüphesiz ki Allah(c.c.)’tan geldik ve elbet dönüşümüz O’nadır.’ (Bakara Sûresi, Âyet 156)

top read