Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BU MEMLEKETTE GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR
İhsan ÜNLÜ
ihsan66@gmail.com
BU MEMLEKETTE GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR
3 Ekim 2010 Pazar

Son günlerde artan terör olaylarıyla hepimiz sarsıldık. Hadiselerin üst üste gelmesiyle memleket sanki elden gidiyormuş gibi bir hava yaratıldı adeta. Gerginlikler, patlayan silahlar, cinayetler, katliamlar.. Bardağın boş tarafına bakarak, ‘evet durum hiç iyiye gitmiyor, iç savaşa doğru gidiyoruz’ diyebilirsiniz. Ancak dolu tarafına bakarak ‘hayır, bu kaos ortamı geçicidir, inşallah iyi olacak’ da diyebilirsiniz. Bendeniz bardağın dolu tarafına bakanlardanım. Çünkü, biz bu filmin benzerlerini defalarca izlemiştik. Bu ülkenin bir iç savaşa sürüklenerek bölgedeki etkin gücünü kırmak isteyenlerin kokuşmuş planları gibi geliyor bana. Türkiye’miz tam ayağa kalkacakken, bölgenin tekrar aktif bir ülkesi haline gelecekken bu yapılanların tesadüf olmasını düşünebilir misiniz? Elimizi vicdanımıza koyalım, siyasi ve ideolojik saplantılarımızı bir kenara koyup aklıselim düşünelim: Bu kaos ve terör ortamı kimin işine yarar Allah aşkına! Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batacağız. Yanarsak hepimiz yanacağız. Ateş artık düştüğü yeri yakmıyor, herkesi, hepimizi yakıyor. Durumun vahim boyutlara ulaşmasının faturasını yalnızca hükümete çıkarmak insafsızlık olur diye düşünüyorum.

Elbette, en büyük sorumluluk hükümetin ancak sorun hepimizin sorunu. Çözümü de yine hepimizin elinden geçiyor. Peki ne yapalım diyeceksiniz! Her şeyden önce bu konunun partiler üstü bir mesele olduğundan hareketle, birlikte hareket etmeliyiz. Bu konuda muhalefetin yapıcı eleştirileri mutlaka olacaktır. Ancak, terörle uzun soluklu bir mücadele içersinde tüm partililer ortak hareket etmeli. Kınamak, bağırıp çağırmak yerine akıllı politikalar üretmek zorundayız. Bugün, çok haklı olarak Filistinli kardeşlerimize verdiğimiz desteğin birazını kendi ülkemizdeki ezilen, mağdur ve mazlum insanımız için de verebilmeliyiz. Hiçbir siyasi menfaat gütmeden bu kardeşlerimize de şefkat kollarımızı açmalıyız. Provokatif tuzaklara düşmeden terörü kınayan mitingler yapılamaz mı? Neden bu konuda partiler üstü bir milli mutabakat yapılarak topluma moral aşılayan birlik mesajları verilmez? İçinde yaşadığımız Erzincan’ımızı ben bu konuda şanslı görüyorum. Çünkü, her türlü provokasyona açık olmasına rağmen, bu şehrin güzel insanları bu oyunlara gelmediler, gelmeyecekler. Bu anlamda nice badireler atlatmış bu şehirde artık insanlar mayalanmış. Her türlü etnik ve kültürel farklılığına rağmen, birlikte barış içersinde yaşamanın en güzel örneğini veren bu güzide insanların davranışı her türlü takdirin üzerindedir. Bugün, Erzincan’ın başta eğitimdeki başarı düzeyi olmak üzere eleştirilecek çok yönü vardır. O eleştirilerimizi saklı tutmak kaydıyla bugün bardağın boş tarafına bakarak yeterince morali bozulmuş olan insanımızın canını sıkmak istemiyorum. Mevcut iktidarı beğenmeyebilirsiniz, belediyeyi beğenmeyebilirsiniz. Sizin beğenmemeniz, ayrı bir siyasi düşünceden olmanız, adaletten ayrılmanızı gerektirmez. Her şeye rağmen o yöneticileri biz seçip getirdik başımıza ama iş orada bitmiyor. Denetimini de yine biz yapacağız.

Bugün gerek Erzincan belediyesinin gerekse İl özel idaresinin çalışmaları eksik ve noksanlıklarına rağmen fevkalade çalışmalardır. Her türlü faydalı çalışmalarının yanındayız, ancak yapılan yanlışlıkları da görmezden gelmek gibi bir lüksümüzün olduğunu sanmıyorum Güzel haberlerden biri de geçtiğimiz günlerde il müftülüğünde bendenizin de davetli olduğu basına yönelik bir toplantıydı. Orada çok güzel bir duruş sergilendi ve güzel karalar alındı. Değerli müftümüzün katkılarıyla bu ikincisi olan toplantıda Kur’an yılına dikkat çekilerek, bu anlamda yapılabilecek etkinlikler masaya yatırıldı. Müftülüğümüzün bu dönemde yaptığı çok güzel icraatlar var; ancak benim en çok önemsediğim nokta, birlik-beraberliğe olan vurgu ve bu meyanda atılan adımlardır. Sevgili müftümüzün engin hoşgörüsü, tabana da yansımak suretiyle Erzincan’ımızdaki kardeşlik duygularının her geçen gün daha da arttığını sevinçle müşahede ediyoruz. Örneğin, Muharrem ayındaki Kerbela konferansında ortaya çıkan manzara bunun en güzel örneği olmuştur. Yine bu ayda sayın valimiz ve müftümüzün de katıldığı TRT’den canlı yayınlanan Muharrem Cemi hala konuşulmaktadır. Buna benzer organizasyonlar sık sık tekrarlanabilir. Kur’an yılı münasebetiyle, hepimizin ortak Kitab’ı olan Kur’an’ın hayatımıza ışık tutan o emsalsiz veçheleri konferanslarla dile getirilebilir. Diyaneti temsil makamında olan ve hoşgörüyle tüm inanç gruplarını kucaklaması gereken müftülük kurumunun bu yönde attıkları adımı destekliyor ve devamını bekliyoruz. Bu manada, ‘Kur’an başımızın tacı’, ‘Başımız Kur’an’a bağlı’ diyen Alevi yurttaşlarımızı da içine alan programlar yapılabilir. Bu konuda müftülüğümüzün açık olduğunu ancak Alevi kardeşlerimizin ketum davrandığını biliyorum. Atatürk’ün direktifleriyle, ülkenin din hizmetleriyle ilgilenmesi için kurulan bir kuruma neden hala soğuk davranıldığını anlayabilmiş değilim. Evet, kurumun herkesi kucaklayamayan tekdüze yapısı başta olmak üzere eksik ve yanlışları tartışılabilir. Ancak bu durum, kurumun tamamen dışlanmasını ve yaptığı hayırlı hizmetlerin görmezden gelinmesini gerektirmez. DİB’nın, bugün gelinen noktada yeniden yapılandırılmasıyla ilgili ciddi hazırlıklar var. Yine Diyanet İşlerinin bu noktaya gelip tıkanmasında herkesin sorumluluğu var, diye düşünüyorum. Bunun çözümü de yine bizim elimize bakmaktadır. Biz, tabandan baskı yaparak ve birilerine rağmen ortak programlar organize ederek bu ezberleri bozabiliriz. Birileri buna ‘asimilasyon’ diyebilir; ‘Sünnileştirme’ diyebilir ve bizi de buna alet olmakla suçlayabilirler. Kimin ne dediği hiç önemli değil; kendi fikrine ve inancına güvenen insanın kimseden çekinmesine gerek yoktur. Kaldı ki geldiğimiz şu asırda artık kimsenin kimseyi değiştirmeye ve dönüştürmeye hakkı ve salahiyeti yoktur. Bu yapılanlara illa bir isim aramak gerekiyorsa, ‘hikmeti paylaşma’ ve ‘kaynaşma’ diyebilirsiniz. Tabi bu durumdan rahatsızlık duyan ve belli menfaatlerinin elden gitmesinden endişe eden çevrelerin derdi başkadır. İnsanlığın, insanlığından utandığı şu son günlerde, Kur’an’ın insanlığa hayat veren evrensel ölçülerine ne kadar muhtaç olduğumuz gün gibi ortadadır. Kur’an’ın dili Arapça olmakla beraber sadece Arapların kitabı değildir. 14 asır önce indirilmiş olmasına rağmen sanki günümüzü anlatıyor ve ışık tutuyor gibi dipdiri, capcanlıdır.

O halde, yüzyıllar önce verilmiş fetvalar üzerinden işi yokuşa sürmeden, herkesin okuyacağı ve anlayacağı bir süreci başlatmalıyız diye düşünüyorum. Akif’in dediği gibi, Kur’an okuyup anlaşılsın ve hayata tatbik edilsin diye indirilmişse-ki öyledir- onu dar kalıplar arasından çıkarıp insanlığın önüne, anlayacağı bir dille koymamız lazım. Alevi-Bektaşi kaynaklarda Kur’an ve faziletleriyle ilgi çok ciddi materyallerin olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede, gerek Alevi gerekse Sünni vatandaşlarımızın istifadesine sunulmak üzere konunun uzmanlarınca konferanslar verdirilebilir. Yine, bu münasebetle konuyu sıcak tutacak gündemler oluşturulabilir. Gazetelerimiz ve televizyonlarımız belli gün ve sayılarını bu konuya teksif edebilirler. Yüce Kitabımızın her yönüyle anlatıldığı sunular ve yazı dizileri hazırlanabilir.

Bu konudaki örnek çalışmalar ve eserler -başta mealli Kur’an olmak üzere- halkımıza ücretsiz dağıtılabilir. Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan şu günlerde Kur’an’ın birleştirici ve kaynaştırıcı üslubu mutlaka öne çıkarılarak insanımız Kur’an etrafında bütünleştirilmelidir. Allah Resulünün en kalıcı mucizesi ve emaneti olan bu eşsiz Kitab’a hepimizin sahip çıkması lazım. Bu anlamda öncülük eden başta müftülüğümüz olmak üzere, her türlü katkılarıyla destek verenleri tebrik ediyor, O’nun sahibinin makbul ve mebruriyetini aşk-ı niyaz ediyorum.

top read