“Söylesem tesiri yok. Sussam gönül razı değil” Demiş şair. Ne de güzel söylemiş Türk Divan Edebiyatının büyük üstadı Fuzuli… Bu söz belki sessiz bir sayha olsa bile, belki de çaresizliğin en güzel anlatılış biçimidir bence.
15. yüzyılın sonlarında, bölgenin en güçlü devletlerinden biri olan Akkoyunlular’a ait topraklarda büyüyen Fuzuli’nin, bugün Irak toprağı olan Kerbela, Necef ya da Kerkük şehrinde dünyaya geldiği aktarılır. Oğuzların Bayat boyundan olan Fuzuli’nin bir müftü olan babasından ve daha sonra dönemin usta alimlerinden eğitim aldığı ve eğitime büyük önem verdiği bilinmektedir. Zaten eğitimsiz şiiri, temeli sağlam olmayan duvara benzetmesi de bundandır.
Şiirlerinde özellikle ayrılık acısı, ilahi – tasavvufi aşk ve Ehlibeyte duyulan sevgi ve özlemi konu alan Fuzuli, kullandığı dil ve anlatım biçimiyle yüzyıllar sonra bile ismini duyuracağının işaretlerini o dönemlerde göstermişti. Diğer şairlerle karıştırılmaması için de sıradan, faydasız manasına gelen Fuzuli mahlasını da zaten farklı olduğu için kullanmıştır. Fuzuli’nin şiir ve edebiyatın yanı sıra tarih, felsefe ve astronomi ile de yakından ilgilendiği bilinmektedir.
Siz en iyisi gelin, ikoncanların havalarda uçuştuğu, yıkılıyoların, bilmioların dillerde dolaştığı günümüzde, kalpleri heyecanlandırabilen, satır satır. harf harf aşk kokan şu şiiri beraber bir kez daha okuyalım…
SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL,
SÖYLESEM TESİRİ YOK
Beyhude gamlanma divane gönül.
Cümle alemin rızkını veren vardır.
Yaptığın hatayı görmüyor sanma.
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır.
Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma.
Sırt üstü insanı yere varan vardır.
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır…
Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben, birde Allah’ım bilir...
Gerçek Şairin, anlamlı ve etkileyici şiirlerin zaten az olduğu günümüzde, yaklaşık 470 yıl önce kaleme alınan bir şiirle yüreğimizi avutmaktan haz mı duyalım yoksa üzülelim mi bilemiyorum?
Aşkların sahte olduğu, kalplerin mühürlü olduğu bu zamanda, böyle bir dünyada yaşamanın bedbahtlığına mı yansam, yoksa o zamanlarda yaşayamamanın hasretine mi?
Ben, kalbimdeki heyecanı, göğsümde saklı tutarak, her şeye rağmen ve herkese aykırı, Allah’a şöyle dua ederek yazımı tamamlamak istiyorum:
“Kalplere sevgi veren Allah’ım.. Bana öyle bir hayat nasip et ki., Ne çok zenginlik içinde yüreğimi fakir kıl, ne de fakirlik için de bırakıp muhannete beni muhtaç etme. Yaşadığım hayat ve yaptıklarımla, huzuruna geldiğim zaman, mahcup olmayayım. Bana ve sevdiklerime, hayırlı bir ömür, hayırlı bir ölüm nasip et. Amin….”